Blog nedir? . . . Kendine blog oluştur ;)
Yazılar arşiv 08.2007 Other entries in 2007-08 resimler, videolar

103 Derece Ateş

103 Derece Ateş

Saf? Nedir anlamı bunun?
Cehennemin dilleri
Kasvetlidir, kasvetin üçlü

Dilleri gibi kasvetli, hırıldar
Kapıda şişko Cerebus. Kendi kendisine
Yalayarak temizlemekten âciz

Babafingosunu, günah, günah.
Haykırır çıra.
Çıkmaz kokusu

Üflenmiş bir mumun!
Aşk, aşk, rezil dumanlar dalgalanır
Benden İsadora’nın eşarpları gibi, dehşetteyim

Bir eşarp takılıp kalacak ve çapa atacak tekere diye.
Kendi unsurlarını oluşturur
Böyle sarı kurşuni dumanlar. Doğrulmazlar,

Fakat boğarak yaşlı ve alçakgönüllü olanı
Yuvarlanacak etrafında kürenin,
Güçsüz

Sera bebeği beşiğinde,
Beti benzi atmış orkide
Asıyor havada asılı duran bahçesini onun,

İblis leopar!
Beyaza döndürdü onu radyasyon
Ve öldürdü bir saatte.

Hiroşima külü ve içine yiyerek alışı gibi
Yağlayarak bedenlerini zinacı erkeklerin.
Günah. Günah.

Sevgilim, bütün gece
Yanıp sönmekteyim, kapalı, açık, kapalı, açık.
Bir zamparanın öpüşünce ağırlaştı çarşaflar.

Üç gün. Üç gece.
Limon suyu, tavuk
Suyu, su öğürtür beni.

Sana ya da bir başkasına aşırı arıyım ben.
Bedenin yaralar beni, dünyanın Tanrıyı
Yaraladığı gibi. Bir fenerim ben -

Japon kağıdından
Bir ay başım, dövülmüş altın tenim
Sonsuzca hassas ve sonsuzca pahalı.

Şoke etmez mi seni ısım. Ve ışığım.
Kendi başıma dev bir kamelyayım
Kor parıltılı ve gelirim ve giderim, her bir kızartıda.

Sanırım yukarı çıkıyorum,
Doğrulabilirim sanırım -
Sıcak metal boncuklar uçuşur, ve ben, aşk, ben

Saf asetilenim
Bakireyim
Öpüşler, melekler,

Hangi anlama geliyorsa işte bu pembeler
Hizmet eder bana.
Ne sen, ne de O.

Ne O, ne de O.
(Yaşlı orospu jüponu, özlerim çözülmekte) -
Cennete.

Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

 

 

Çevirenin notları:
Ted Hughes tarafından editlenmiş Sylvia Plath’ın toplu şiirlerinde Cerebus olarak geçen adı, çeviride Cerebus olarak bırakmayı tercih ettim. Cerebus, muhtemelen bir yazım hatası sonucu, Cerberus olarak yazılmamış olabilir. Cerberus ya da Türkçe bilinen şekilde Kerberos, Hades’in bekçisi üç başlı bir köpektir.

Kendi yorumlama tarzıma göre, “Fever 103°” şiirinin ana temasının saflık, saflık olgusunun eleştirisi, günah (ve bu çerçevede masturbasyon) olduğunu söyleyebilirim. Kerberos’un babafingosunu, erkek köpeklerin genellikle yaptığı gibi, üreme organını yalayarak temizlememesinin saflık bağlamında verilişi, şiirin ana temasının masturbasyonu günah sayan anlayışla bir hesaplama olduğunu öne sürebilirim.

“İsadora’nın eşarpları” muhtemelen 1877-1927 yılları arasında yaşamış danscı Isadora Duncan’ın giyiminde demirbaş statüsünde bulunan rengâhenk eşarplara gönderme yapmaktadır.

Kış Ağaçları

Kış Ağaçları

 

Yağmurlu seher mürekkepleri çözülür masmavi.
Sisin zabıt defteri üstünde ağaçlar
Bitkisel bir eskize benzer.
Büyümekte anılar, halka halka,
Bir dizi düğün.

Bilmeden ne çocuk düşürmeleri ne de kancıklığı,
Daha sadıklar kadınlardan,
Ekerler tohumu zahmetsizce!
Tadarak o rüzgârları, ki ayaksızdırlar,
Tarihe batmış bele kadar.

Kanatlarla dopdolu, ahiretle.
Bunda, Leda’lardır onlar.
Ey yaprakların ve şirinliğin annesi
Kimdir bu pietas’lar? Şakır gölgeleri
Halkalı kumruların, fakat izlemez bir şeyi.


Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

 

Çevirenin notu:
Pietas, İsa Peygamber’in çarmıhtan indirildikten sonra Meryem Ana tarafından kucaklanması ve yas tutmasını betimleyen resim ve heykeller demektir.

Siste Koyun

Siste Koyun

 

Tepeler iniyor beyazlığın içine.
İnsanlar ya da yıldızlar bakıyor bana
Üzgünce, uğratıyorum onları sukutuhayale.

Tren bırakıyor bir nefes çizgisini.
Ey yavaş
At pas rengi

Toynakları, dokunaklı çıngırakları -
Bütün sabah o
Sabah kararıp durmaktaydı,

Bir çiçeği yok saydı.
Kemiklerim bir durgunluğun içinde,
Yüreğimi eritir çayırlar.

Tehdit ederler beni
Geçeyim diye bir cennete,
Yıldızsız ve babasız, karanlık bir su.


Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Can Sıkıntısı

Can Sıkıntısı

 

Çay yaprakları engelliyor afete davetiye çıkaranları,
tasarlarlar hiçin bulunduğu gelecekleri;
çingene palmiyesinin çaprazında ve esnerken kız
fethedilecek bir varta kalmadığı kehanetinde bulunacak hâlâ.
Tehlike temelsizdir şimdi: naif şövalye
bulur modası geçmiş devleri ve adı duyulmamış ejderhaları,
düpedüz saçmasapan bir şekilde suçlarken
bezgin prensesler dehşete meyil duyulmasını.

James’vari korudaki hayvan sıçramayacak asla,
zorlayarak kahramanın bunalımlı donuk kariyerini;
ve ilgisiz melekler oynarken Tanrı’nın kozunu,
canı sıkılmış arena güruhu bir kezcik hevesli görünür,
tahribat olsun umuduyla, ne ricalar ne de ikramiyeler
ayartabilecek yazgının anlamsız kapısından hanımı ya da kaplanı.

 

Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Ulaklar

Ulaklar

 

Bir salyangozun kelâmı yaprak bir tabakta?
Benim değil. Kabul etme.

Asetik asit kapalı bir tenekede?
Kabul etme. Gerçek değil.

İçinde güneş bir altın yüzük?
Yalan söyler. Yalanlar ve bir keder.

Yaprağın üstünde kırağı, tertemiz.
Kazan, konuşur ve çatırdar

Hep kendince tepesinde herbir
Dokuz siyah Alp’in.

Bir huzursuzluk aynalarda.
Deniz mahveder onun boz çocuğunu –

Aşk, sev benim mevsimimi.

 

Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Aday

Aday

 

Öncelikle, bizim türden biri misin?
Kullanır mısın
Camdan bir gözü, takma dişleri ya da bir koltuk değneğini,
Bir teli yahut bir kancayı,
Kauçuk memeleri ya da kauçuk bir kasığı,

Bir şeyin eksikliğini göstermek için bir ilmiği? Yok, yok mu? Öyleyse
Nasıl verebiliriz sana bir şeyi?
Kes ağlamayı.
Aç ellerini.
Boş mu? Boş. Burada işte dolduracağın

Bir el ve isteklidir
Çay fincanlarını getirmeye ve başağrıları düzlemeye
Ve ne söylersen yapmaya.
Evlenir misin bununla?
Garantilidir

Başparmakla kapatmaya gözlerini en nihayetinde
Ve hüzünden erimeye.
Yeni bir stok mal yapıyoruz tuzdan.
Fark ettim büsbütün çıplaksın.
Ne dersin bu takım elbiseye –

Siyah ve kaskatı, fakat kötü durmadı üstünde.
Evlenir misin bununla?
Suya dayanıklı, yıpranmaya dayanıklı, dayanıklı
Ateşe ve damı delen bombalara.
İnan bana, defnederler seni bununla.

Sıra kafanda, kusura bakma, bomboş.
Fakat bunun çaresi bulunur bende.
Gel buraya, tatlım, çık dolaptan dışarı.
Peki, buna ne dersin?
Kağıt gibi yalın başlarken

Fakat yirmi-beş yılda bu kadın gümüş olur,
Ellide, altın.
Canlı bir oyuncak bebek, nereye baksan.
Dikiş dikebilir bu, yemek pişirebilir bu,
Konuşabilir bu, konuşabilir, konuşabilir.

Çalışabilir bu, bir hatası yoktur bunun.
Bir deliğin varsa, yara lapasıdır bu.
Gözün varsa, bir resimdir bu.
Oğlum, senin son çarendir bu.
Evlenmek istersen bununla, evlen bununla, evlen bununla.


Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

18 Nisan

18 Nisan

 

tüm dünlerimin sümüğü
çürür kafatasımdaki oyukta

 

ve midem kasılsaydı
hamilelik ya da kabızlık gibi
açıklanabilir bir olaydan ötürü

 

anımsamazdım seni

 

yahut yeşil peynirden bir ay misali
nadir görülen uykudan ötürü
menekşe yaprakları kadar besleyici
yiyecekten ötürü
tüm bunlardan ötürü işte

 

ve bazı ölümcül çimenli avlularda
göğün ve ağaç tepelerinin bazı boşluklarında

 

bir gelecek kayboldu dün
kolayca ve yeri doldurulamazca
bir tenis topu misali alacakaranlıkta

 


Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Dikey Dururum

Dikey Dururum

 

Fakat yatay durmayı yeğlerdim.
Mineralleri ve anne sevgisini soğurarak
Her Mart pırıl pırıl yaprak açacak
Bir ağaç değilim ben; toprakta değil köklerim.
Payıma düşen Ah’ları cezbeden
Ve yakında yapraksız kalacağını bilmeyen
İhtişamla resmedilmiş bahçe tarhının güzelliği de değilim.
Ölümsüzdür bir ağaç, kıyaslandığında benimle
Ve bir çiçek başı daha bir irkiltir, uzun olmasa bile,
Birinin uzun ömrünü, diğerinin cüretini isterim.

Bu gece, yıldızların miniminnacık ışıkları altında,
Ağaçlarla çiçekler serin kokularını yaymakta.
Farkına varmaz hiçbiri, yürürüm aralarında.
Uyurken en mükemmel şekilde onlara
Benzemek zorundayım diye düşünürüm ara sıra –
Düşünceler bulanmakta.
Uzanıp yatmak, daha doğal geliyor bana.
Sonra gökle ben konuşuruz açıkca,
Ve faydalı olacağım ben en son kez yattığımda:
O vakit dokunur bana ağaçlar ilk kez, ve çiçekler zaman ayırır bana.

 

Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Güneysi Gün Doğumu

Güneysi Gün Doğumu

 

Mango, şeftali, limon rengi,
Bu öykü kitabı villalar
Düş görürler hâlâ ardında
Pancurların, balkonları
İncecik el-
Yapımı dantela gibi, ya da yaprak-ve-çiçek deseni.

Rüzgârlarla eğilerek
Ok sapların üzerinde,
Ananas-kabuklu,
Palmiyelerin yeşil bir hilâli
Fırlatır çatalsı
Eğreltiotlarının çatapatlarlarını.

Kuvars-berrağı seher
Parıldayarak santim santim
Yaldızlar bütün Bulvarımızı,
Ve Angels' Bay’in maviliğiyle
Sırılsıklam fırlayıp doğar
Yuvarlak kırmızı karpuz güneş.


Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

115. Sone

115. Sone

 

Önceden yazdığım dizeler yalandı,
Daha candan sevemem seni diyenler bile.
En harlı ateşimin sonraları yanacağını
Aklım almazdı kırk yıl düşünsem de.
Ama zamandır bu, milyon gayretle sokulur
Yeminler arasına, ve değiştirir kralların fermanını,
Karartır kutsal güzelliği, en keskin arzuyu soğutur,
Değişen şeylerin dümen suyunda dağıtır güçlü akılları;
Heyhat, zamanın despotluğundan niçin korkayım?
“Şimdi en iyi şekilde seviyorum seni” diyemez miyim?
Belirsizlik hakkında kuşku duymazken, arta kalana
Şüphe beslerken, şu ana taç giydiremez miyim?
Bir bebektir aşk; sürekli büyümekte olana
En üstün büyüklüğü uygun göremez miyim?

 

 

William Shakespeare (1564-1616)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy